30 Eylül 2013 Pazartesi

Koruyucu - Sınırsız 3. Kitap


Koruyucu - Sınırsız 3. Kitap 

Geçen zaman, yarı melek Clara Gardnera akıl almaz sürprizler yaşattı. İlk aşkın baş döndürücülüğü ve bir ölümün yaşattığı işkence, ona artık inkâr edemeyeceği bir gerçeği hatırlattı: Asla normal bir yaşamı olamayacaktı.

Clara melekkanı taşıyanlar arasındaki benzersiz yeteneklerini keşfettikten sonra artık Tuckerı peşindeki düşmandan korumak zorunda, kalplerini paramparça etmek uğruna olsa da.
Kasabayı terk etmek en iyi seçenek gibi görünüyor, bu yüzden Kaliforniyaya geri dönüyor, her şeyin başlamasına neden olan karşı konulmaz Christiana da...

Clara, Kara Kanatlardan ve sürekli korkmaktan bıktı, laneti artık bozma zamanı ama bunun bir şeyleri kurban etmeden olmayacağını biliyor.

Koruyucu ile başlayan ve Kutsanmış ile devam eden serinin sürükleyici finalinde, Clara oyunu bozacak ve herkes için son kez savaşacak.
Koruyucu - Kutsanmış 2. Kitap


Koruyucu - Kutsanmış 2. Kitap 

Clara, aylarca, gördüğü orman yangınında yardıma muhtaç haldeki gizemli Christian Blazei kurtarmak için eğitim aldı. Ama hiçbir şey onu o gün vereceği büyük karara hazırlayamamıştı ya da amacının, dünyaya geliş sebebinin ne olduğunu öğrenmeye. Ve Claranın varoluş sebebi, hiç de düşündüğü gibi açık ve net değildi.


Şimdi Christiana karşı giderek karmaşıklaşan hisleri ve sevgilisi Tucker arasında kalırken, Clara, yangın günü aslında ne yapmış olması gerektiğini anlamaya çalışıyor. İki melek türü arasındaki çatışmaya her geçen gün daha da çok çekiliyor ve yüzleşmesi gereken yeni bir gerçek karşısında elleri kolları bağlı kalıyor: Çok yakınındaki biri, birkaç ay içerisinde ölecek.


Geleceği bu kadar belirsizken, Claranın emin olduğu tek şey, o yangının aslında her şeyin başlangıcı olduğu.
Koruyucu 1. Kitap


Koruyucu 1. Kitap 

Clara Gardner yarı melek olduğunu yeni öğrendi.
Damarlarında melek kanının akıyor olması onu insanlardan daha zeki, daha güçlü ve daha hızlı kılmakla kalmıyor, ona verilen bir görevle, bu dünyaya gönderilmesinin bir amacı olduğu anlamına da geliyor.
Ancak sorun şu ki bu görevin ne olduğunu kimse bilmiyor, öğrenmek de kolay değil.
Hayallerinde gördüğü bir orman yangını ve bir yabancı, onu yeni bir kasabaya, yeni bir okula götürüyor. Hayallerindeki çocuğu, Christianı gördüğü anda her şey hem bir anlam kazanıyor hem de bütün anlamını kaybediyor. Çünkü ortada, Claranın melek olmayan tarafını cezbeden bir başka erkek daha var: Tucker.
Clara, hiç bilmediği bu dünyada yolunu bulmaya çalışırken birden ortaya çıkan tehlikelerle yüzleşmek ve hiç istemediği seçimler yapmak zorunda kalıyor. Dürüstlük mü, ihanet mi? Aşk mı, görev mi? İyi mi, kötü mü?
Hayallerindeki yangın nihayet dindiğinde Clara kaderiyle yüzleşmeye hazır olacak mı?
Cynthia Handin yeni serisinin ilk kitabı olan Koruyucu, bir koruyucu melek olan Claranın, kurallara uymakla kalbinin sesini dinlemek arasında kalışını anlatan, bir aşk ve kader hikayesi.
Cennet


Cennet 

Hale ve Hadesten sonra serinin beklenen üçüncü ve son kitabı ...

Cennetten bir melek eksildi…

Bethany ve ölümlü sevgilisi Xavier, ilişkileriyle Cennetin sınırlarını yeterince zorlamıştır. Bu kez de aşklarını bir sonraki aşamaya taşımaya karar verirler; evliliğe.

Artık aralarına hiçbir şeyin giremeyeceğini düşünürlerken şimdiye kadarki en zorlu mücadelelerini vereceklerdir. Bu sefer karşılarında, evrenin dengesini korumakla görevli melekler vardır. Görevlerini yerine getirene dek durmayan bu askerler, asi melek Bethi yakalayıp evine göndermeye kararlıdır. Beth ve Xavier karşılarına çıkan tüm bu zorlukların üstesinden gelebilirse Cennete ve dünyaya sevgiden daha güçlü bir şey olmadığını kanıtlayacaktır.

Sırlar, sürgün ve beklenmedik müttefikler bu etkileyici aşk öyküsünün finaline heyecan katıyor...

Xavier masanın üzerinden uzanıp elimi tuttu. "En büyük farkın ne olduğunu bilmek ister misin?" diye sorunca başımı kaldırdım. "Senin sayende Cennetin gücünü gördüm; meleklerin neler yapabildiğini biliyorum. Senin sayende, bir Cennet olduğunu ve bir gün… birlikte oraya ulaşacağımızı biliyorum."

Xavierın enerjisi, etrafındaki her şeye süzülüyordu ve onunlayken mutsuz olmak imkânsızdı. Bazen tadını bile alabildiğimi hissederdim. Güneş tadındaydı. Aşk tadında.
Hades


Hades 

Bethany Church karanlık güçleri uzakta tutmak için dünyaya gönderilen bir melektir. Âşık olmak hiçbir zaman görevinin bir parçası olmamıştır ama Beth ve ölümlü sevgilisi Xavier Woods arasındaki bağ oldukça güçlü ve yoğundur. Fakat ne Xavierın aşkı ne de Bethanynin melek kardeşleri Gabriel ve Ivynin koruması onu Cehenneme götüren bir tuzaktan uzak tutabilmiştir. Orada, iblis Jake Thorn, Bethin tekrar dünyaya dönmesi için pazarlık yapmayı kabul eder fakat Jakein istekleri Bethi ve sevdiklerini yok edecektir.

Alexandra Adornettonun kaleminden çıkan bu muhteşem roman New York Timesın bestseller kitapları arasına giren Hale serisinin ikinci kitabıdır. Bu kitapta da melekler iblislerle çarpışırken aşkın gücü sınanacaktır.

"Bu kitabı sevdim. Çok sevdim. Hatta bayıldım."
The Ninja Librarian
Aşk Tanrıçası-Afrodit



Aşk Tanrıçası-Afrodit 

Ak Köpüklerden Doğan Aşkın ve Mutluluğun, 
Sonsuz Güzelliğin Tanrıçası Afrodit

Neden sonra gelenin bir çift güvercin tarafından çekilen bir araba olduğu anlaşıldı. Bembeyaz kuşlar güçlü kanat çırpışlarıyla arabayı Zeus’un tam önüne indirdiler. Tanrıların ağızları şaşkınlıktan bir karış açık kalmıştı. Arabadan inen bu kız kadar güzel bir varlığı daha önce hiç görmemişlerdi. Onların şaşkınlığını fark eden Afrodit, en güzel gülümsemesiyle onlara seslendi. Aşkın ve güzelliğin tanrıçası Afrodit’e yer verin, ey tanrılar ve tanrıçalar! Bunun üzerine Zeus ayağa kalktı, diğerleri de onu izlediler. Aramıza hoş geldin, ey tanrıça! Burada bulunanlar adına seni selamlamama izin ver. Şaşkınlığımızı da hoş gör, çünkü gözlerimiz daha önce senin kadar güzel bir varlığı hiç görmemişti
Tanrı Parçacığının Sırrı - Tanrısal Sistem


Tanrı Parçacığının Sırrı - Tanrısal Sistem 

Özer Uçuran Çillerin yaradılış gizemi üzerine yaptığı çalışma ve araştırmaların son ürünü

Evrende her şey enerjidir...

Tanrı Parçacığının, Higgs Bozonunun peşinde yapılan deneyler... Bizlere her adımda yaşam kataloğundan bir olasılık seçerek yolumuza devam ettiğimizi hatırlatan kuantum fiziği… Teknolojide, iletişimde gelinen noktaya rağmen hâlâ insanoğlu için "sır" olmaya devam eden yaradılışın gizemi... 

Varoluşu ve evrimi anlamanın yolu Tanrısal Sistemi anlamaktan geçiyor. 

Çünkü Tanrısal Sistem, Yaradanın tüm âlemi çok boyutlu "bir evrensel demokrasi" içinde meydana getirdiği ve tüm insanların kişisel katkılarıyla şekillendirdiği, akıllara durgunluk veren muhteşem bir ilahi mekanizma.Ve bu mükemmel sistem kendi enformasyon kodlamaları ve insanların duygu algılarının morfik alanları ile hem makrokozmos hem de mikrokozmos planında, insanlığı birbirine bağlıyor. 

Tanrı Parçacığının Sırrı, Özer Uçuran Çillerin yaradılış gizemi üzerine yaptığı çalışma ve araştırmaların son ürünü. Laboratuvar deneylerinde her seferinde adeta insanoğlunu "kandırır" gibi elimizden kaçan Tanrı Parçacığı üzerinden Tanrısal Sistemi anlamak adına kaleme alınmış kapsamlı bir eser. 

Evrende her şey enerjidir. Düşüncelerimiz de enerji parçacıklarıdır.

Yaşamımızda sonsuz olasılıklar vardır. İçinde bulunduğumuz kuantum alanında her şey birbirini etkiler. Bütün bu düşünce parçacıkları, bizim düşüncelerimizin yaydığı enerjiye de yanıt verirler. Önemli olan yaydığımız düşünce dalga frekanslarının aynı frekansta olan kuantum parçacıklarından yanıt bulabilmesidir. Bunu gerçekleştirebilirsek, yaşamımızda arzu ettiğimiz sonuçları yaratabileceğimiz bir kuantum alanı oluşturabiliriz. Gönderilen her düşünce, kaynağa, yani bize döner.
(Tanıtım Bülteninden)

15 Eylül 2013 Pazar




Kayıp prensi bulmak üzere görevlendirilen bir grup arkadaş, tehlikelerle dolu bir yolculuğa çıkar. Ancak bu görev onları çok güzel, bir o kadar da ölümcül bir cadıyla karşı karşıya bırakır.

Jill Pole adlı bir kız vardır. Geçen kitaptaki Eustace’te bu kitapta yer alıyor. Kasvetli bir sonbahar günüydü ve Jill spor salonunun arkasında ağlıyordu. Ağlamasının sebebi, ona kabadayılık taslamalarıydı. Eustace Jill’in yanına gidip ne olduğunu sordu. Jill, “Bana kabadayılık taslıyorlar” dedi. İkiside bu okuldan nefret ediyordu. Eustace daha önce Narnia’ya gitmişti. Bu yüzden ona Narnia’yı anlattı. Jill ilk başta pek inanmadı. Sonra Eustace’ye olan güveni arttı. Okuldaki arkadaşlar dışarı çıkıp Eustace ve Jill’i aramaya başladılar. Jill ve Eustace yukarı doğru çıktılar. Gizlenmeye çalıştılar. Düzlük bir yere gelip. Aslan’ı çağırmaya başladılar. Gözlerini kapattılar. Çember oluşturdular. Eustace “Benim dediklerimi tekrarla” dedi. Eustace “Üç kere Aslan de” dedi. İkiside aynı anda “Aslan, Aslan, Aslan” dediler. Okul arkadaşları onların sesini duydu. Eustace ve Jill hemen yere yattılar. Yukarı çıktılar. Orda taştan duvar vardı. Duvarda kapı vardı. O kapı genelde kilitlidir. Kapı kolunu açmayı denediler. Açılmadı. Birden bire kapı kendiliğinden açıldı. Ve maceraları doludizgin başladı.



Cambridge-İngiltere’de İkinci Dünya Savaşı sırasında Pevensie kardeşler, sinir bozucu kuzenleri Eustace Clarence Scrubb’ın evinde kalmalarıyla başlarlar. Bir gün çocukların üçü de, açık denizde duran bir geminin resmedildiği tablonun içine çekilirler. Kendilerini okyanusun altında bulan çocuklar gözleri önündeki görkemli Şafak Yıldızı’nı görmek için su yüzüne çıkarlar; artık Caspian ve Reepicheep ile beraberdirler.
Caspian’ın görevi, kötü amcası tarafından sürgün edilen yedi soylu Telmarlı Narnia Lordu’nun akıbetini keşfetmektir ve Pevensie kardeşler, Eustace ve Reepicheep de ona yardım ederler. Büyüleyici macera boyunca sihirli Dufflepudlarla, kötü niyetli köle tüccarları, ejderhalar ve büyülü mer halkıyla baş etmek zorundadırlar. Narnia’nın geleceği tehlikededir..




Seri 2.

Kötü bir hükümdarın emrinde… halkının tarihini unuttuğu bir ülke: Narnia Dört Çocuk, kaldıkları evdeki dolabın içinden Narnia ülkesine geçiş olduğunu fark eder. Narnia, Beyaz Cadı’nın esareti altndadır. Tüm umutların tükendiği bir anda Aslan gelir. Ancak büyük bir fedakarlıkta bulunması gerekmektedir. Narnia’nın eski ve görkemli günleri bitmiştir. Kuzeyden gelen Telmarlılar Narnia’yı ele geçirmiş ve eski Narnia’yı unutturmuştur. İşte bu zamanlarda Peter, Susan, Edmund ve Lucy kendilerini okullarına götürecek treni beklerken büyüyü tekrar üzerlerinde hissederler ve bir anda kendilerini Cair Paravel yıkıntılarının arasında bulurlar ve bir cüceyle karşılaşırlar. Cüce Aslan’ı karşılamak için gönderilmiştir ama o sırada yakalanmıştır. Çocuklar cüceyi kurtarır ve Cüce, onlara Caspian’ın hikayesini anlatır: Kral Miraz’ın yeğeni Caspian hep dadısının anlatığı öykülerde eski Narnia’yı dinlemiştir. Ancak bunları amcasına anlattığında amcası Miraz bunların saçmalık ve yalan olduğunu söylemekle kalmamış, dadısını vedalaşmalarıma bile izin verneden kovmuş ve yerine bir öğretmen tutmuştur. Caspian’ın yeni öğretmeni Doktor Cornelius Miraz’ın hiç de istemeyeceği biridir. Çünkü o bir cücedir ve eski Narnialılardandır. Caspian ile bir çok konuşma yaparak onu hem eski Narnia hem de amcası Kral Miraz konusunda bilgilendirir. Miraz tahta geçebilmek için Caspian’ın babası,yani kendi abisi IX.Caspian’ı öldürtmüştür ve şimdi de X.Caspian’ı öldürmek için karısı Prunaprismiya’nın bir erkek çocuk doğurmasını beklemektedir. Çünkü asıl kral Caspian’dır ve Miraz bunu bilmektedir. Bir gün beklenen gerçekleşir ve Prunaprismiya bir erkek çocuk doğurur. Doktor Cornelius bunu öğrendiğinde Caspian’a yolculuk için hazırlanmasını söyler ve ona Kraliçe Susan’ın büyülü borusunu verir. Bu boruyu her kim çalarsa ona mutlaka bir yerlerden bir yardım gelecektir. Bundan sonra Caspian ormana doğru yola çıkar. Ama yolda ağaçlardan birine çarparak düşer. Uyandığındaysa yanında iki cüce ve bir porsuk vardır.Cücelerden biri kara sakallı ve esmerdi, adı ise Nikabrik’ti, diğeri kızıl sakallıydı, ve adı Yaygaracı idi, porsuk ise Mantarsever olarak çağırılıyordu. Onlara kim olduğunu anlattıktan sonra onlar gibi saklanarak yaşayan eski Narnialılarla tanışmaya gider. Teker teker hala gizlice yaşayan eski Narnialıları (cüceler, konuşan hayvanlar, faunlar, satirler, sentorlar,) ziyaret ettiler ve onları Dans Bahçesi’ndeki toplantıya davet ederler. Toplantıya son anda Doktor Cornelius da katılır. Ayrıca Pervane isimli iyi bir sincapla, Bastıbacak isminde onurlu ve cesur bir fareyle de tanışır Caspian… Caspian, Kral olarak bu toplantıya önderlik eder. Toplantıda Doktor’dan Miraz’ın eski Narnia’nın hala yaşadığını öğrendiğini ve yok etmek için harekete geçtiğini öğrenirler. Caspian’ın boruyu çalma vakti artık gelmiştir. Caspian ve ordusu Aslan’ın Kümbeti’ne giderler ve Caspian boruyu orada çalar. Yaygaracı da Aslan’ı karşılamak için Lamba Çoraklıkları’na gönderilmiştir. Ama giderken Miraz’ın askerleri tarafından yakalanmıştır. Çocuklar da onu kurtarmış ve böylece karşılaşmışlardır. Yaygaracı’nın hikayesi bitince hep birlikte Aslan’ın Kümbeti’ne doğru yola çıkarlar. Bu yolculukta Lucy Aslan’ı gördüğünü söyler ama kimse ona inanmaz. Sonra hepsi (inançları geri geldikçe) yavaş yavaş Aslan’ı görmeye başlar. Aslan büyük bir kükreyişle Narnia’nın bütün eski ruhlarını, perilerini ve ağaçları uyandırır. Bu arada Peter ve Edmund Aslan’ın Kümbeti’ne ulaşmışlardır. Bütün konuşan hayvanlar ve eski Narnialılar çok sevinir. Bir kişi dışında: Nikabrik. Onun Aslan’ın ve Kral ve Kraliçelerin geldiğinden haberi yoktur. Bu yüzden Aslan’ın Kümbeti’ne hiç kimseye gözükmeden girip Tam Cadı’yı çağıracağı sırada Peter ve Edmund içeri girerler ve Nikabrik’i öldürürler. İçerideki düşman öldürürler. Kısa bir zaman sonra Peter, Miraz’a bir mektup yazdırarak onu düelloya davet eder. Edmund ile birlikte bu mesajı gönderir. Miraz’ın emrindeki lordlar olan Lord Sopespian ve Lord Glozella, Miraz’a bir oyun oynayarak onun bu düello teklifini kabul etmesini sağlarlar. Dövüş zamanı geldiğinde her iki ordu da meydandadır. Ama ortaya sadece Peter ve Miraz gelir. Dövüş başlar. Dövüşürlerken Miraz bir ağaç gövdesine takılıp düşer. Ama Miraz’ın lordları yaptıkları plana göre Peter’ın hile yaptığını ve Miraz’ı bıçakladığını söylerler ve ordularını harekete geçirirler. Ama ağaçların ayaklanarak, su perilerinin ve orman perilerinin ise saklandıkları yerlerinden çıkarak Kraliçe Lucy, Kraliçe Susan ve Aslan’ın önderliğinde Narnia ordusuna katıldığını görünce kaçarlar. Bu savaştan sonra Aslan, Narnia’yı yine eski Narnia yapmak için çalışmaya başlar. Bu arada Caspian’ın dadısını da kurtarır. Bu işi bitirdikten sonra Aslan havada bir kapı açar ve Telmarlıları geldikleri yere, yani bizim dünyamıza gönderir. Ve Susan ve Peter’la bir konuşma yapar. Onlar artık Narnia’ya geri dönemeyecektir. Çünkü yaşlanmışlardır. Ama Edmund ve Lucy’nin hala şansı vardır. En sonunda çocuklar giysilerini değiştirirler ve Aslan’ın açtığı kapıdan girerler. Tren istasyonunda herşey bıraktıkları gibidir ve hiç zaman geçmemiştir. Ama Narnia’yı da kurtarmışlardır.



Yazar C.S. Lewis'in, 20. yüzyılın en sevilen fantastik serüvenlerinden birisi olan unutulmaz başyapıtı, ‘gerçekçi' bir uyarlama ile beyazperdeye taşındı.

Yapımına yıllar harcanan film, tüm dünyada 100 milyondan fazla satılan klasik roman serisinden yapılan ilk beyazperde uyarlaması. ‘Narnia Günlükleri'nde, yaşlı bir profesörün evinde saklambaç oynarken tesadüfen keşfettikleri bir dolap sayesinde, yepyeni dünyalara açılan dört çocuğun macerası anlatılıyor.

‘Harry Potter' kitaplarını yazarken ‘Narnia Günlükleri' kitaplarından esinlendim.”[J.K. Rowling]

‘Narnia Günlükleri' Yılın En İyi Özgün Film Müziği ve Özgün Film Şarkısı dallarında Altın Küre Ödülüne aday gösterildi.

‘Yüzüklerin Efendisi' ve ‘Harry Potter' serilerine rakip olan ‘Narnia Günlükleri'nin dünya çapındaki kitap satışları 100 milyon adeti bulmuştur.

Oscar Ödülü kazanan ve ikisi de Cannes Film Festivali büyük ödülü Altın Palmiye'ye aday gösterilen ‘Shrek' filmlerinin yaratıcısı Andrew Adamson'ın yeni filmi ‘Narnia Günlükleri'nin birçok dalda Oscar ödülüne aday gösterilmesi beklenmekte.

‘Narnia Günlükleri'nin yapımcısı Mark Johnson 1989 yılında Yılın En İyi Filmi, Yönetmeni, Erkek Oyuncusu ve Özgün Film Senaryosu dallarında Oscar kazanan ‘Yağmur Adam - Rain Man'i de gerçekleştirmişti.

‘Narnia Günlükleri'nin çekimlerinin bir bölümü, Peter Jackson'ın ‘Yüzüklerin Efendisi'nin ve yine Peter Jackson'ın ‘King Kong'unun da çekim mekanı olan Yeni Zelanda'da yapılmıştır.

1940'lı yıllarda İngiliz ordusunun Nazilere yönelik hava saldırılarında görev alan yazar C.S. Lewis'in ‘Narnia Günlükleri' ilk kez 1950'de okur önüne çıkmıştır.


 

Jeanne Korowa tek bir hata yaptı. Katili ormanda arıyordu. Oysa orman katilin içindeydi. İnsanın içindeki vahşi çocuk gibi. Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Pariste işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır. Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantinde soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar.



Günümüzde ortaya çıkan geçmişe ait kemikler... Söylenmemiş, çarpık, uğursuz gölgelerin dolaştığı uzak bir zaman diliminde yaşanan çözülmemiş sırlar... Cesur, kanlı ve zekice...Boston...1830... Boston Tıp Okulunda okuyan yetenekli ama yoksul öğrenci Norris Marshall eğitimini karşılamak için o bölgenin mezar soyucuları arasına katılır... Yine de bu korkunç ticaret, üniversite hastanesinin bahçesinde delik deşik edilerek öldürülen bir hemşirenin şok eden cinayeti karşısında önemsizdirGünümüz... Julia Hamill, Massachusettsin kırsal kesimlerinde yer alan yeni evinin bahçesinde dehşet verici bir şey keşfetti: kayalık arazinin içine gömülmüş bir kafatası... –Adli tabip Maura Islesın görüşüne göre, üzerinde cinayetin belirgin izlerini taşımakta. Bu isimsiz kadının kim olduğu ve başına ne geldiğiysese geçmişe ait bilgilerde saklı.


Boston'da bir müzenin bodrumunda iki bin yaşında olduğu sanılan bir mumyanın keşfi kamuoyunda büyük ilgi uyandırır. Ancak bilgisayarlı tomografi taraması, mumyanın bacağında iki bin yıl öncesine ait olamayacak bir cisim ortaya çıkarır: Bir kurşun. Dedektif Jane Rizzoli ile adli tıp uzmanı Maura Isles'ın yolları bir kez daha kesişiyor. Arkeoloji Katili'ni yakalayamazlarsa vahşi cinayetler son bulmayacak. ''Ruh Koleksiyoncusu ani virajlarla ustaca kurgulanmış muhteşem bir gerilim romanı.'' The Globe and Mail ''Günümüz gerilim edebiyatının en yaratıcı yazarından çarpıcı bir dehşet hikâyesi.'' The Providence Journal ''Sağlam kurgusu ve tam ayarındaki bilimsel ayrıntılarıyla Ruh Koleksiyoncusu Gerritsen'in en iyi eserlerinden biri.'' Chicago Sun-Times


İsveç Polisiyesinin Kraliçesi Camilla Läckberg’in ilk romanı Buz Prenses Türkçede Tüm Avrupa’da tanınan, romanları 4 milyonun üstünde satış rakamına ulaşan, ülkesinde de ”en çok satan yazar” unvanına sahip Camilla Läckberg’in ilk romanı Buz Prenses Türk okurlarla buluşuyor. 2008 yılında Fransa’nın en saygın polisiye yazarlarına verilen “Grand Prix de Littérature Policière” ödülüne layık görülen Läckberg, ünlü romanında, korkunç sırların üstünün asla tamamen örtülemeyeceğini ve susmanın ruhu nasıl öldürdüğünü ustalıkla anlatıyor. İskandinav polisiyelerinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak kabul edilen romanın ana karakteri Erica başarılı bir biyografi yazarıdır. Anne babasını aniden bir araba kazasında kaybeden Erica, Stockholm’den çocukluğunun geçtiği Fjällbacka kasabasına döner. Burada, yıllar önce gizemli bir şekilde şehri terk eden çocukluk arkadaşı Alex’i ölü bulur. Polis otopsi raporundan, ölümün intihar değil cinayet olduğuna karar verecek ve ciddi bir araştırma başlatacaktır. Erica, Alex’le ilgili, eski dostluklarına dair soruları cevaplayacak bir anı yazısı tasarlar. Bu süreçte merakı bir takıntıya dönüşürken, polis de davayla ilgili kendi şüphelerinin izini sürer. Olayı araştırırken öğrendiği gerçekler ile cinayeti araştıran ve genç kadına çocukluğundan beri âşık olan dedektif Hedström, Erica’nın hayatını değiştirir. Kitapları 35 ülkede 25 dile çevrilen, polisiyenin kraliçesi Läckberg’i İsveçliler yenilikçi, tutkulu, işine son derece bağlı, cömert ve çok çalışkan biri olarak tanımlıyorlar. Çünkü yazar İsveç Kanserli Çocuklar vakfıyla çeşitli projelere imza atıyor, her kitabında yeni bir kılığa girmekten çekinmiyor, hatta “Yok Böyle Dans” yarışmasına bile katılıyor. Yazar bu yıl ülkesinde Expressen gazetesi tarafından Dünya Kadınlar Günü’nde yılın kadını da seçilmişti.




Hannibal Lecterı zihninizin sarayına davet edin ki onunkine davet edilesiniz. Saraylarınızın arasındaki benzerliğe bakın: rüyalarınızın yüksek kubbeli odalarına, gölgelerin dolaştığı koridorlara, içine girmeye cesaret edemediğiniz bodruma, müziğe ve duvarın arkasından gelen boğuk çığlıklara. Son on yılın büyük bir heyecanla en çok beklenen kitaplarından biri olan bu yapıtta, Thomas Harris bir kez daha bizi, seri cinayetler işleyen bir katilin, sinsice gelişen kötülüklerin, psikolojik belirsizliklerin gövde gösterisine davet ediyor. Dr. Hannibal Lecterın hücresinden kaçışının; Özel Ajan Clarice Starlingin en yüksek güvenlik önlemlerinin alındığı tehlikel deliler hastanesinde onunla görüşmesinin üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, ihtiyatsız bir dünyanın keyfini çıkarıp elini kolunu sallaya sallaya tarifsiz zevklerinin peşinde dolaşmaktadır. Ama Starling, Dr. Lecter ile karşılaşmasını unutmamıştır ve onun nadiren kullandığı paslı sesi rüyalarında yankılanmaya devam etmektedir. Mason Verger de Dr. Lecterı unutmamıştır, üstelik intikam onda bir saplantı haline gelmiştir. Mason, Dr. Lecterın altıncı kurbanıdır ve zor da olsa hayatta kalmayı başararak domuz besiciliği ile uğraşan imparatorluğunda hüküm sürmektedir. Ama Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı olarak yaşamak sorundadır. Yine de dünya ölçeğinde ördüğü ağda en küçük bir kıpırtıyı bile fark debilmektedir. Mason sonunda Dr. Lecterı nasıl tuzağına düşüreceğine karar verir. Dünyanın en zarif ve en masum görünüşlü yemini sunacaktır ona. Güçlü, büyüleyici ve sonuna kadar özgün olan Hannbal, hayal gücünüzü bile şaşırtacak tüylerinizi diken diken edecek bir roman.Kendinizi cehennemin derinliklerine hazırlayın!.. 


                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                


   Albert Hamilton Fish, (d. 19 Mayıs 1870, Washington - ö. 16 Ocak 1936), ABD'li seri katil, yamyam. Kuzuların Sessizligi filmine ve filmin Kesh karakteri Hannibal Lecter'a ilham kaynağı olan seri katil, Gri adam, Wysteria'nın kurtadamı, ve Brooklyn vampiri gibi takma adlarla anılıyordu. Azılı yamyam Fish'in toplam 100'den fazla cinayet işlediği sanılmaktadır. Bilinen en yaşlı seri katil özelliğindedir. 1875 yılında babasının ölümünden sonra, kimsesiz çocukların bakıldığı bir çocuk bakımevine yerleştirilen Albert Fish, yedi yaşına kadar kaldığı bu kuruma uyum sağlayamadığı için ruhsal yapısı bozuldu. Annesinin yanına cinsel istismara uğradıktan sonra aşırı baş ağrılarından yakınan Albert Fish, lise öğreniminin ardından bir yandan gezip bir yandan geçici işlerde çalışmaya başladı. 1882 yılında eşcinsel eğilimleri ortaya çıktı. Küçük suçlara bulaşan Fish, 1910 yılında ilk kez cinayet işledi. Çeşitli sapkınlıklara olan ilgisi giderek artıyordu. Dine olan eğilimi belirginleşti. Genellikle küçük ve savunmasız çocukları kurban seçen Albert Fish, cinayetlerinde mutlaka işkenceler uyguluyor, [tecavüz] ediyor, etlerini yiyiyor, kurbanlarına acı çektirmekten büyük zevk duyarak, bunları din adına yaptığını düşünüyordu. 1920 yılına kadar yaklaşık 15 cinayet işlediği varsayılmaktadır. Seri katil, aynı zamanda kendi kendisine de çeşitli işkenceler uyguluyor, kendi idrarını içip, çivili sopayla kendini dövmek, kasıklarına iğne batırmak gibi cinsel ve fiziksel işkencelerle kendi günahlarını cezalandırdığına inanıyordu. İşkence yaptığı ve öldürdüğü çocukları "tanrıya verilen kurbanlar" olarak düşünüyordu. 1898'de evlendi ve altı çocuk sahibi oldu. Karısının başka biriyle kaçarak kendisini terketmesinden sonra başka kadınlarla da birlikte oldu. "Gri adam", sürekli adres değiştirdi, her gittiği yerde yüzlerce çocuğu taciz etti, ve bazılarını öldürdü. 1928'de Budd ailesiyle yakınlaşan Fish, onların güvenini kazandıktan sonra küçük kızları Grace Budd'ı, yeğeninin doğum günü eğlencesine götürmek bahanesiyle kaçırarak boş bir eve götürdü. Grace'in cesedini parçalayan Fish, bazı parçaları kaldığı pansiyona getirdive dokuz gün boyunca hiç dışarı çıkmadan bu parçaları pişirip yiyerek mastürbasyon yaptı. Daha sonra kaçmaya başlayan Fish, 1934 yılında kendi hatası yüzünden, kendisini yakalamayı kişisel bir konu haline getiren polis William King'in eline düştü. "Brooklyn Vampiri", Budd ailesine, kızlarını nasıl öldürüp yediğini anlatan mektuplar göndermesi nedeniyle yakalandı. 1935 yılında yargılanmasının sonunda deliliğine kanaat getirildiyse de elektrikli sandalyede idam cezasına çarptırıldı. Kararı duyunca "Hiç tatmadığı bu büyük zevki tatmaktan mutlu olacağını" açıkladı. Albert Fish'in idam cezası, 16 Ocak 1936 tarihinde Sing Sing hapishanesinde elektrikli sandalyede infaz edildi.                                                             

14 Eylül 2013 Cumartesi

makemestfu:

EVERYTHING RELATE

Bazen sadece gitmek istersin.
-You wrecked me.
Ve melez sözleşmeleri son bölüm 4 :

  Apollyon:

Melez Sözleşmeleri 4 Apollyon Alex bugüne dek iki şeyden çok korktu: Uyanışta kendini kaybetmek ve İksire maruz kalmak. Ancak bazen aşk kaderden daha güçlüdür ve Aiden St. Delphi de tanrılara, Alexi geri getirebilmek için savaş açtı. Tanrılar, Sethin Alexin güçlerini ele geçirip Tanrı Katili olmasına engel olabilmek için yüzlerce şehri yerle bir edip binlerce insanı öldürdüler. Ancak iş, Alexle Sethin bağını koparmakla bitmiyor. "Bir Apollyon öldürülemez" teorisinde pek çok açık nokta var ve bu yıkımı durdurmanın yolunu bilen tek kişi de yüzyıllar önce öldü. Yeraltını koruyan duvarları aşmak, milyonlarca ruhun içerisinde tek bir taneyi aramak ve sonra da geri dönmek çok zor. Ancak Alex Tanrı Katili olmadan önce Sethi durdurmak zorunda yoksa… kendisi Tanrı Katili olabilir.
Melez sözleşmeleri Tanrı :




Akit’in kuralları Alex’i neredeyse ölüme gönderiyordu. Konsey onun Catskills’de ne yaptığını öğrenseydi, onu kimse kurtaramazdı, tabii Aiden’ı da. Furiler, Alex’in peşindeydi, şimdi de onu ele geçirmek isteyen başka güçler var. Alex sürpriz bir mektup alıyor, yazanlar karşısında ne yapacağını bilemiyor ve Seth’le gittikçe daha da yakınlaşıyor. Birlikte yaptıkları antrenmanlardan biri Alex’in bir Apollyon işareti daha kazanması ile sonlanıyor ve bu Alex’i biradım daha Uyanmaya yaklaştırıyor. Alex’in doğum günü yaklaştıkça sanki etrafındaki tüm dünya paramparça oluyor; geleceğin Apollyon’u aşk, kader ve yalanlar arasında sıkışıp kalıyor. Tanrılar öfkelerini serbest bırakınca yaşam geri dönülmez bir şekilde değişecek. Furiler, İblisler, Safkanlar, Melezler ve Avcılar hiç beklenmedik bir geleceğe hazırlanıyor. Tarih tekerrür ediyor fakat bu defa işler, pek de iyi gitmiyor. Melez Sözleşmeleri serisi, Melez ve Safkan’dan sonraTanrı ile devam ediyor.


Melez sözleşmeleri 2/

Bir yanda ihtiyaçlar. Bir yanda kader... Doğaüstü bir yaratık olmak tam olarak muhteşem bir şey değil; özellikle her gittiğin yere "diğer yarının" da gittiği düşünülürse. Seth, eğitimde, ders dışında ve hatta yatak odasında Alexandria'yla birlikte ve bu hiç de eğlenceli değil. Aralarındaki bağın kabuslardan uzak kalmak gibi faydaları da var ama Alex'in safkan yasak aşkı Aiden'a olan hisleri üzerinde hiçbir etkisi yok. Ya da Aiden'ın onun için feda edecekleri üzerinde. İblisler binayı istila edip öğrencilere saldırınca tanrılar furileri salıyor üzerlerine. Furiler, öğrencilere ve tanrılara karşı en ufak tehdidi ortadan kaldırmakla görevliler, buna Alex ve diğer Apollyon Seth de dahil. Bu sorunlar yetmezmiş gibi, gizemli bir varlık Seth'i tehdit ediyor, Alex de tehlikede. İşin içine tanrılar girince bazı kararlardan geri dönmek çok ama çok zor. Alexandria kaderinde yazanla bilinmez arasında bir seçim yapacak. Safkan, Melez Sözleşmeleri serisinin ikinci kitabıdır.
yeni bir seriyle devam ediyorum açıkcası bu çok ilgimi çekti : Melez sözleşmeleri seri 1/



Hematoi ırkı, tanrılarla yaratıkların soyu. İki Hematoi çocuğu Safkan sayılıyor ve tanrısal güçlere sahip oluyor. Hematoilerle ölümlülerin çocukları olan Melezlerde ise bu güçler yok. Bu melezlerin sadece iki seçeneği var: eğitimli birer Avcı olup iblis avlayabilir ya da Safkanların evlerinde kölelik yapabilirler. Bir Melez olan Alexandria, yaşamını tuvalet temizleyerek geçirmek yerine tehlikeye atmaya razı ama bunu da yüzüne gözüne bulaştırabilir. Avcılık öğrencilerinin uyması gereken belli kurallar var. Alexin bu kuralların hepsiyle başı dertte ama en fazla birinci kural onun için büyük sorun: Safkanlarla Melezler arasında ilişki yasak. Ne yazık ki Alex, Safkan Aidena çok fena âşık. Ancak bu aşk onun tek büyük sorunu değil; daha büyük bir sorun, okuldan mezun olana kadar hayatta kalmak ve bir Avcı olmak. Görevinde başarısızlığa uğrarsa ölümden ya da kölelikten de kötü bir son onu bekliyor: bir iblise dönüşmek ve Aidenın avı olmak. Daha korkunç bir şey düşünülebilir mi? Melez, Yunan Mitolojisine bambaşka bir bakış açısı kazandırıp dünyada büyük yankı uyandıran Melez Sözleşmeleri serisinin ilk kitabıdır.
Fısıltı serisinin finalı :




Hush, Hush serisinin bu nefes kesici Final'inde kader ağlarını örüyor. Nora ve Patch tüm sorunların geride kaldığını düşünmektedir ve genç kız, kovulmuş meleğe karşı hissettiği sevgiden her zamankinden daha emindir. Kovulmuş melek olsun ya da olmasın hayatının aşkı odur. Kökenleri ve kaderleri, birbirlerine düşman olmalarını gerektirse de Nora, Patch'e sırtını dönmeyecektir fakat ikisi de son bir tehlikeyle yüzleşmek için güçlerini toplamalıdır. Hank ölmüştür ve istemeden de olsa Nefilim ırkının lideri olan Nora onun başlattığı işi bitirmek zorundadır. Bu da kovulmuş melekleri, yani Patch'i yok etmesi gerekeceği anlamına gelmektedir. Böyle bir şeyin olmasına asla izin vermeyeceğinden, Patch'le birlikte bir plan yapar. Amaçları savaşı daha başlamadan bitirmektir. Fakat bazen en iyi hesaplanan planlar bile ters gidebilmektedir. Nora yeni görevine alışmaya çalışırken hiç beklemediği bir şekilde, bağımlılık yapıcı bir güce kapılmaktan kendini alıkoyamaz. Savaş hatları çizilirken Nora ve Patch hangi tarafta yer alacaktır? Aralarındaki farklılıklarla yüzleşirken bunları ya görmezden gelecek ya da uğruna savaştıkları sevginin yok olmasına sebep olacaklardır. Nihayetinde aşkın bile üstesinden gelemeyeceği engeller yok mudur?

Beni seç kitabının 2. bölümü,bugün hep serileri paylaştık :




Saraya 35 kız girmişti, Şimdi 6 kız var. Ve artık Elitler Prens Maxon'ın aşkını kazanmaya çok daha kararlı. Zaman America'nın aleyhine işliyor. Biran önce karar vermeli. Çocukluğundan beri birlikte gelecek hayalleri kurduğu Muhafız Aspen mi? Yoksa nefes kesici romantizmiyle başı döndüren Prens Maxon mı? Kimi seçerse seçsin, aklı diğerinde kalacak. Ve Asi Kuzeyliler bu peri masalının mutlu sona ulaşmaması için ellerinden geleni yapacak.



Bir prens nasıl tavlanır? Illéa ülkesinde tüm genç kızlar doğdukları günden beri sınıf atlamanın peşinde. Paha biçilmez mücevherlere, göz alıcı elbiselere ancak bu şekilde sahip olabilecekler. Bunun için tek bir şansları var: SEÇİM. Kıyasıya bir mücadeleyle geçen Seçimi kazanmanıntek yolu Prens Maxonı kendine âşık etmek. America içinse Seçim, bir kâbustan farksız. Bu yarışa girmeyi kabul ederse, kendisinden aşağı sınıftan olduğu için herkesten gizlediği aşkı Aspeni arkasında bırakmak zorunda kalacak. Öte yandan bu, ailesinin tek kurtuluş şansı. America saraya adım atar atmaz, kendini esrarengiz bir dünyanın içinde bulacak. Saray hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmayacak. 35 kızın katıldığı vahşi bir yarış nasıl kazanılır? ''Açlık Oyunları ile The Bachelor arasında bir yerde duran bu roman öyle eğlenceli ki. Yazar, Americanın gizli, ilk aşkının külleri sönerken America ve Prens Maxon arasında gelişen kimyayı öyle ustaca kurmuş ki, okumaya doyamıyorsunuz.'' - Publishers Weekly ''Kiera Cassin ilk romanı Beni Seç, reality şov ve distopik bir peri masalının mükemmel sentezi.'' - Kiersten White, Paranormal
Fısıltı serisinin 3. kitabı :




Geride sadece sessizlik kaldığında gerçek duyulabilir mi? Patch ve Nora arasındaki çığlık, yerini sessizliğe bırakmıştır. Patch'in karanlık geçmişindeki sırların üstesinden gelmiş birbirinden tamamen farklı iki dünya arasında bir köprü kurmuş ihanet, sadakat ve güven duyguları zorlu sınavlardan geçmiştir. Ve bütün bunlar, cennet ve dünya arasındaki sınırları aşan bir aşk uğruna göze alınmıştır. Birbirlerine duydukları sarsılmaz güven haricinde hiçbir şeye sahip olmayan Patch ve Nora, uğruna çaba harcadıkları her şeyi ve aşklarını paramparça edebilecek bir güce karşı umutsuz bir savaşa başlarlar... "Becca Fitzpatrick'in kaleme aldığı aşk büyüleyici." -The Book Cellar- "Becca Fitzpatrick harika karakterler yaratmada eşsiz bir yeteneğe sahip. Nora ve Patch'in arasındaki çekim, insanın kalbini yerinden oynatıyor!" -Strph Su Reads- "Unutulmaz karakterler, harika diyaloglar, etkileyici bir espri anlayışı ve karanlık olduğu kadar merak uyandıran bir olay örgüsü. hush, hush serisi, okuyucuyu kendinden geçiriyor." -Reviewer X-
Taht Oyunları


Buz ve Ateşin Şarkısı 1

Yazların on yıllar, kışların bir insan ömrü sürebildiği diyarda, dehşetli ve soğuk zamanlar yaklaşmaktadır. Kışyarı'nın kuzeyindeki buzul topraklarda, Yedi Krallık'ı koruyan Sur'un ötesinde tehditkâr doğaüstü güçler toplanmaktadır. Savaşın tam ortasında, doğdukları topraklar kadar sert, boyun eğmez Starklar vardır. Acımasız soğuğun hüküm sürdüğü kuzeyden, uzak güneydeki sıcak zevk yurduna uzanan, leydiler, lordlar, savaşçılar, büyücüler ve katillerle dolu öykü, korkunç kehanetlerin işaret ettiği bir devirde başlamaktadır. Komplo, trajedi, ihanet, zafer ve dehşet dolu olayların ortasında Starklar'ın, dostlarının ve düşmanlarının kaderi bıçak sırtındadır. Hedef, en ölümcül savaş olan taht oyununda muzaffer olmaktır.
George R. R. Martin türünün sınırlarını zorladığı Taht Oyunları ile bir şaheser ortaya koyuyor. Dünyanın dört bir yanındaki fantastik edebiyat okurlarını kesinlikle memnun edecek epik serinin ilk cildi gizem, entrika, aşk ve macera dolu sayfalarıyla büyülüyor.

Kendisinden her zaman en iyi işleri beklediğim George R. R. Martin beni asla şaşırtmıyor.
-Robert Jordan-

Muhteşem bir öykü, muhteşem bir tarihi fantastik yapıt! Göz kamaştırıcı.
-Anne McCaffrey-

Muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi epik fantastik eser.
-Marion Zimmer Bradle-

Döneminin başat fantastik kitabı Okumamak mümkün değil.
-The Denver Post-

George R. R. Martin en iyi bilim kurgu yazarlarımızdan. Taht Oyunları da onun en iyi kitaplarından biri.
-Raymond E. Feist-

Hem romantik hem gerçekçi.
-Chicago Sun-Times
Fısıltı serisinin 2. kitabı :




Nora Grey’in hayatı mükemmellikten hâlâ çok uzaktadır. Hayatına kastedilmiş olması hoş bir deneyim olmasa da en azından bu durumun içinden bir koruyucu melek sahibi olarak çıkmıştır. Gizemli, çekici ve muhteşem bir koruyucu melek. Ama Nora’nın hayatındaki yerine rağmen, Patch’in hareketleri kesinlikle meleksi değildir. Hatta her zamankinden daha anlaşılmaz görünmektedir; tabii bu mümkünse. Hayatındaki gerçeklerin ne olduğunu umutsuzca öğrenmek isteyen Nora, cevaplara ulaşabilmek için kendisini giderek tehlikeli hale gelen durumların içerisine sokar. Ama belki de bazı şeyler olduğu gibi bırakılmalıdır, zira gerçek, güven duyduğu her şeyi ve herkesi yok edebilir. “Yılın en ateşli serisi.” -SUGAR MAGAZINE “Sürükleyici, heyecan verici bir kitap. Doğaüstü aşk hikâyelerinin hayranlarını kendine tutsak edecek.” -PUBLISHERS WEEKLY-



''Okuyucuyu sarsan tüyler ürpertici bir roman... Nora'nın kötü çocuk Patch'le fırtınalı aşkı okurları kendilerinden geçirecek.'' -Publishers Weekly- ''Vampirlerden ve kurt adamlardan sıkılan gerilim ve aşk romanı hayranları Hush Hush serisini hemen benimseyecekler.'' -Booklist- ''Sıra dışı bir aşk hikâyesi. Okurlar Fısıltı'yı baştan sona yürekleri ağızlarında okuyacak.'' -Falcata Times- Kovulmuş bir meleğe âşık olmak... ''Bütün sınıf arkadaşlarımın isimlerini biliyordum... Biri hariç. Yeni öğrenci... Arkamdaki sırada, serinkanlı siyah gözleri karşıya sabitlenmiş bir hâlde kaykılmış oturuyordu... Siyah gözleri beni âdeta delip geçiyordu. Dudaklarının kenarları yukarı doğru kıvrıldı. Kalbim bir an tekler gibi oldu ve o bir anlık duraksamada, kasvetli bir karanlık duygusunun bir gölge gibi üzerime örtüldüğünü hissettim. Bu duygunun kaybolması sadece bir an sürdü, ama ben hâlâ ona bakıyordum. Gülümsemesi dostça değildi, bela kelimesini heceleyen bir gülümsemeydi. Ve vaat doluydu.''


Dünyamız görünmeyen bir düşman tarafından istila edilmişti. İnsanların bedenleri, bu istilacılar için sahiplik yaparken bedenler bir değişikliğe uğramamış gibi görünse de, zihinleri ele geçiriliyordu. Neredeyse herkes teslim olmuştu .Geriye kalan vahşi birkaç insandan biri olan Melanie, yakalandığı zaman sonunun geldiğine inanır. Göçebe, Melanie'nin bedenini alan ruh, yetkililer tarafından bir insan bedeninin içinde yaşarken karşılaşabileceği zorluklar hakkında uyarılmıştır: Baskın duygular, hislerin yoğunluğu, çok canlı olabilen anılar. Ama Göçebe'nin beklemediği bir zorluk vardır: Bedeninin önceki sakini zihninden vazgeçmeyi reddeder. Göçebe, Melanie'nin düşüncelerinin derinlerine inerek geri kalan insanların nerde olduğunu öğrenmeye çalışır. Ama Melanie'nin zihninde tek görebildiği, sevdiği adamın, hâlâ saklanan bir insan olan Jared'ın hayalidir. Bedeninin arzularına direnemeyen Göçebe, yakalamak zorunda olduğu bu adama karşı özlem duymaya başlar. Dış güçler, Göçebe ve Melanie'yi, aslında istemeseler de, ortak bir hedefte birleştirir ve birlikte sevdikleri adamı bulmak için tehlikeli ve sonu belli olmayan bir macera için yola koyulurlar. Zamanımızın en çok ilgi uyandıran yazarlarından biri olan Stephenie Meyer, aşkın direnci ve insan olmanın asıl anlamını anlatan, unutulmaz ve heyecan dolu bir romanla yine sizlerle beraber.
Vede ejderha dövmeli  kız serisinin 3. ve son kitabı :



“Sizi uyarıyoruz: Millennium üçlemesi kesinlikle bağımlılık yapıcı.” - The Guardian “Dönüp tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Millennium üçlemesi bu milenyumun en iyi üçlemesi.” - John Timpane, Philadelphia Inquirer “Stieg Larsson’u okumak, sert bir kahve gibi sizi canlandırır… Kitaplar sıra dışı bir şekilde aksiyon dolu ve düpedüz bağımlılık yaratıcı. Larsson son derece zeki bir aktivist ve feminist olmanın yanı sıra Tanrı vergisi bir aksiyon yazarlığı yeteneğine de sahip…” - David Kamp, New York Times “Kasırga gücünde bir roman. Alexandre Dumas’ın Üç Silahşörler’ini veya Charles Dickens’ın romanlarını aynı hararetli heyecanla okumuştum. Olağandışı… Hiç gocunmadan söylüyorum: Muhteşem.” - Mario Vargas Llosa, El Pais “Larsson üstün bir yazar. Kurgunun birçok katmanını sıkıca bir ipe bağlıyor ve sayfa sayfa okuyucuyu sürüklüyor. Kitabın sonu, böyle bir seride isteyebileceğiniz her şeyi size veriyor.” - Leonard Zeskind, Kansas City Star “Her yeni nesil Salander ve Blomkvist’i bir gün okuyacak ve onların dünyasına kapılacak.” - Sarah Weinman, BN.com “Şu anda yaşadığımız hayatı yüzlerce ve yüzlerce heyecanlı sayfada yeniden keşfetmek isteyen kimse bu üçlemeyi kaçırmasın. Son kitabın muhteşem bir kurgusu var. Kitap, çağdaş edebiyatın en mükemmel sonlarından birine doğru ilerledikçe kitap hiç bitmesin istedim.” - Alan Cheuse, Chicago Tribune “Kalbinizi durduracak sahnelerde polisiye edebiyatın en unutulmaz karakterleriyle tanışmaya hazırlanın. Bu kitap Larsson’un ismini edebiyatın en orijinal ve tutkulu seslerinden biri olarak tarihe kazıyor.” - Ellen Shapiro, People “Millennium serisi dünya çapında benzersiz bir yayıncılık mucizesi.” - Kate Mosse “Hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak; bu kitabı da gecenin ilerleyen saatlerine dek okuyacaksınız. … İsveçli bir bilgisayar manyağının bizi soluksuz bırakabileceğini kim düşünebilirdi ki?” - Daily Express “Olağanüstü… Okuyucular kitabı okurken yerlerinden bile kıpırdayamayacak. ” – Sunday Times
Vede ejderha dövmeli  kız serisinin 2. kitabı :



İlkinden daha etkileyici ve daha şaşırtıcı... Bu roman okurları esir edecek.-SUNDAY TIMESEğer hâlâ Ejderha Dövmeli Kızı okumadıysanız, bu övgüyü okumayı bırakın ve bir tane alıp okumaya başlayın...
Ve bu günlerde filmiylede kitabıylada adından çok söz ettiren ve kısa bir sürede ünlü olan bir seri :



41 ülkede rekor satış yapan kitaplarının başarısını göremeden 50 yaşında hayata veda eden İsveçli gazeteci Stieg Larssonun zihne kazınacak sahneler, çarpıcı ve canlı karakterler, okurları adeta yerlerine çivileyecek sürükleyici bir kurgu ile her sayfasını ağır ağır ve dokuyarak yazdığı Millennium serisinin ilk kitabı Ejderha Dövmeli Kızı okuduktan sonra, Gefle Dagblad gibi ‘bundan daha iyisi yapılamaz diyebilirsiniz. Ama bu erken bir karar olabilir. Son sözü söylemeden ikincisini beklemenizi tavsiye ederiz. Olağanüstü... Okuyucular kitabı okurken yerlerinden bile kıpırdayamayacak.-SUNDAY TIMES